Osmanlı-Türkiye Anayasalarında Vatandaşlık Kimliği Versus Kültürel Kimlikler
Article Sidebar
Özet
Yeni anayasa arayış ve tartışmalarının yoğunlaştığı bugünlerde, vatandaşlık kavramı ve bu kavramın kültürel kimliklerle olan ilişkisi en fazla ilgi gören konu başlıklarından birini oluşturmaktadır. Bunun temel sebebi, Türkiye'nin kimlikler alanında yaşadığı sorunlardır. Kürtlerin, Alevilerin, gayrimüslim azınlıkların, Romanların, Çerkezlerin, dindar Müslüman çoğunluğun ve diğer toplulukların yaşadıkları kimlik sorunlan, esas itibariyle birer vatandaşlık sorunudur. Daha doğrusu, siyasi bir kimlik olan vatandaşlığın diğer kimliklerle olan ilişkisinden kaynaklanan sorunlardır.
Türkiye'de -Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar geçerliğini sürdüren ve son yıllarda yumuşama emareleri gösteren- vatandaşlık pratiği, toplumun çoğulcu yapısında mevcut olan farklılıkların inkârı, bastırılması ve yerleşik vatandaşlık tanımı doğrultusunda asimile edilmeye çalışılması üzerine kuruludur. Retçi ve inkâra olan resmi vatandaşlık kurgusunun yarattığı kimlik sorunları, son dönemlerde sosyo-kültürel alanın politize olmasına yol açtı. 20. yüzyılın son çeyreğine kadar küllendirilmiş olan kimlik sorunları, bu dönemden itibaren -dünyanın başka yerlerindeki gelişmelerle eş zamanlı olarak Türkiye'de de kamusal müzakerenin ve demokratik siyasetin konusunu oluşturdu.