AB'nin Türkiye'deki Kürtlere Yönelik Politikası ve Demokratikleşmeye Etkileri
Article Sidebar
Özet
Kürt konusu Türkiye-Avrupa ilişkilerinde yaklaşık 20 yıldan beri doğrudan olumsuz bir etken olarak rol oynamış ve oynamaktadır. Sorunun terör boyutuna sahip olması ve Türkiye'nin terörle mücadelede uyguladığı birtakim yöntemler, çok daha kapsamlı tartışmalara yol açarak, insan hakları ve demokrasi bağlamında Türkiye'nin siyasal ve idari yapısının (üniter yapı), hatta felsefi temellerinin (Batıcılık, ulusalcılık, ulus-devlet, ulusal kimlik) sorgulanmasına neden olmuştur. Bu durum, aslında Kürt sorunu bağlamında Türkiye-Avrupa ilişkilerindeki tüm siyasal sorunların birbirine eklemlenmesi anlamına gelmektedir.
Avrupa Birliği (AB) her ne kadar kurumsal olarak ortak dış politika oluşturmada henüz yeterince olgunlaşmış bir uluslararası aktör değilse de, üye ülkelerin birbirine yakın bir tutum içinde oldukları belli konularda oydaşma mantığı içerisinde hareket edebilmektedir. Türkiye'deki Kürt konusu da bunlardan biridir. Bu çerçevede AB'nin Türkiye'deki Kürtlerle ilgisinin normatif ve reel-politik olmak üzere iki ayrı temel nedenden kaynaklandığı söylenebilir. Normatif açıdan bu ilgi, insan hakları, azınlık hakları ve demokrasi bağlamına otururken, reel-politik açıdan Kıbrıs sorunu gibi ikili sorunlarda Türkiye'ye karşı bir araç olma, Ortadoğu politikasında söz sahibi olma (belki ABD'ye karşı veya birlikte) ve küresel politika izleyebilmek için jeopolitik ve stratejik kazanımlar elde etme anlayışından kaynaklanmaktadır.